Barometre
     
SON DK
SON DK
Emir GÜNEY 26 Şubat 2010 Cuma

Avrupa’da hazin son

UEFA Avrupa Ligi’nde son 16 takım arasına kalmak için önümüzde sadece 90 dakika vardı. Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu’nda, Galatasaray ise Ali Sami Yen’de tur için rakiplerinin karşısına çıktılar.

UEFA Avrupa Ligi’nde son 16 takım arasına kalmak için önümüzde sadece 90 dakika vardı. Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu’nda, Galatasaray ise Ali Sami Yen’de tur için rakiplerinin karşısına çıktılar. İlk maçtaki skorlara bakıldığında Galatasaray Fenerbahçe’ye göre biraz daha avantajlı bir konumda olsa da, iki takımın da tur atlaması için sadece kendi futbollarını oynaması yetecekti. Ama olmadı, gene olmadı…

Türk futbolunun, hatta Türk kültürünün karakteristik özelliklerinden biri haline geldi artık bu durum. Her şey yolunda giderken beklenmedik bir anda gelen ‘dramatik son’ ile taraftarı kahretmek, Türk futbol kültürünün bir parçası oldu. Çok eski değil, bundan 20-30 sene önce ‘şerefli mağlubiyetler’ vardı, şimdi de ‘dramatik son’lar moda oldu.

Avrupa gecesi önce Madrid’de 1-1 berabere biten maçın rövanşı olan Galatasaray – Atletico Madrid maçıyla başladı. Maçın geneline baktğımızda Galatasaray’ın rakibine göre daha istekli ve tempolu oynadığını gördük. İlk yarısı dengeli geçen maçta dananın kuyruğu ikinci yarıda koptu. Atletico önce Reyes ile iki defa uyarı yaptı, üçüncüde ise Simao affetmedi: 0-1. Neyse ki daha moraller bozulmadan Arda’nın ortasına ‘zoraki forvet’ Keita kafayı vurdu ve durumu eşitledi: 1-1.

Durum 1-1’e gelince maç baştan başladı ve golü atanın kazanacağı, telafisi olmayan dakikalara girildi. Maçın kader anı ise 79. dakikada geldi. Caner’in Perea’ya yaptığı baskının ardından kaptığı topta, yere düşen Perea topa elle dokundu ancak ne yazık ki ne maçın hakemi, ne de ceza alanı hakemi pozisyonu süzemedi. Bu durum aynı zamanda Galatasaray’ın çöküşünün başlangıcı oldu. Pozisyonun içinde olan Caner tepkisini amatörce fauller yaparak gösterince, takımını bir anda on kişi bıraktı. Bozulan morallerin ardından gelen Forlan golü de Galatasaray’ın Avrupa macerasına noktayı koymuş oldu. Bunca olumsuzluğa rağmen Sarı Kırmızılıların mücadelesi ve hırsı taraftarlardan büyük destek aldı.

Avrupa Ligi’ne devam etmek isteyen bir diğer temsilcimiz Fenerbahçe ise Galatasaray’ın kupaya veda ettiği dakikalarda Lille karşısında galibiyetin hesaplarını yapıyordu. Ciddi şekilde sakatlık problemi yaşayan Sarı Lacivertliler’in turu geçebilmesi için 1-0 veya iki farklı galibiyet alması yetecekti.

Şükrü Saraçoğlu’nu dolduran binlerce taraftarın desteğiyle birlikte Fenerbahçe ekibi Avrupa’da yoluna devam eden tek Türk takımı olabilmek için mücadelesine başladı. İlk maçtaki skorun verdiği avantajla oyunu kendi alanında kabul eden ve hızlı ataklarda gol arayan Lille ekibi, daha ilk dakikalardan niyetini belli etmişti: Beraberlik veya sürpriz galibiyet.

Topla daha fazla oynayan ve hücumları genelde sol kanattan gerçekleştirmeye çalışan Fenerbahçe ekibi ilk yarının ortalarında oyunun üstünlüğünü ele geçirdi. Artık golü bulmanın zamanı gelmişti. 20. dakikada Emre’nin harika şutu direkten döndü, dönen topu Güiza tamamladı ve golü attı. Ancak İspanyol’un ofsayt pozisyonunda olması binlerce taraftarın sevincini kursağında bıraktı. Ancak ofsayt da olsa bu gol bir uyarıydı ve nitekim 35. dakikada kornerden gelen top Emre’nin önünde kaldı ve milli futbolcu güzel bir vuruşla Fenerbahçe’yi öne geçirdi:1-0.

Bu golün ardından moral kazanan Fenerbahçe morali bozulan Lille takımının iyice üstüne gitmeye başladı. Maçın dönüm noktası ise 44. dakikaydı. Taç atışından gelen topu arka direğe çok güzel ortalayan Güiza’nın bu çabası, Alex’in kafa vuruşunu kurtaran Landreau yüzünden gol niteliği kazanmadı. Fenerbahçe ilk yarıyı 1-0’ın verdiği üstünlük ile bitirdi ve bu skor ne yazık ki sonun başlangıcı oldu.

İkinci yarıda sahaya çıkan Fenerbahçeli futbolcular adeta zaman geçirmek için birbirleriyle yarıştılar. Her duran topta oyunu aşırı derecede ağırdan alan Volkan ve Bilica yüzünden maçın temposu düştü ve topun kontrolü Lille takımına geçti. Lille gibi bir takım karşısında 1-0’ı korumaya çalışmak ve bunu oynayarak değil oynatmayarak yapmaya çalışmak, Fenerbahçe’nin bugün neden Avrupa Ligi’nde Liverpool’un rakibi olmadığının birinci derecede sebebiydi.

1-0’lık skor avantajı ancak topun kontrolü sağlanarak ve olgun ataklar oluşturarak korunabilirdi. Bu ataklarda top kaybı yaşansa bile kontrollü bir şekilde savunma yapıp kontra atağa izin vermeden süre eritilebilirdi. Her gelen topu Amerikan futbolundaki gibi 50 metre ileriye atarak Lille’in tekrar tekrar hücum geliştirmesine müsaade etmek dün akşam Fenerbahçe’nin en büyük hatasıydı. Zaten ikinci yarıda Lille golü ‘geliyorum’ diye diye geldi ve Sarı Lacivertliler geçirdikleri zamanın faturasını maçın bitimine beş dakika kala yedikleri gol ile ödediler. Bu zihniyet ile Lille ekibi elense bile ardından gelen Liverpool karşısında ne yapılabileceği de ayrı bir tartışma konusu.

Sonuç olarak iki ekibimiz de peş peşe Avrupa Kupası’na veda ettiler ve ülke futbolumuz gene Avrupa’da hazin bir son yaşamış oldu. Peki, Galatasaray ve Fenerbahçe ekipleri rakiplerini eleyip Avrupa’da hem prestij hem de ülke puanı kazanabilir miydi? Oynanan futbol ve mevcut kadroları düşündüğümüzde, bu sorunun cevabı çok açık bir ‘evet’ olacaktı ama olmadı. Gene olmadı...

EMİR GÜNEY

Makalenin yorumları ---
Yorum Yap
Ad, Soyad veya Rumuz
E-Posta (Kesinlikle yayınlanmayacaktır)
 
ByAbbA Doğrulama Kodu
Yukarıdaki Kodu Girin

 
Google - Reklamları
İnteraktif Menü
Sıcak Tartışma
Barometre Gösteriyor
LDP Resmi Site
     
Hızlı Yukarı
© 2009 Barometre
Bu site bir NET HOLDİNG iştirakıdır.
Hızlı Yukarı