Türkiye’nin şu an ki manzarasına bir Nevşehirli olarak kısaca abarooo demek istiyorum.
Türkiye’nin şu an ki manzarasına bir Nevşehirli olarak kısaca abarooo demek istiyorum. Hani filmlerde olur ya, son sahnede herkes birbirine silah çeker, birisi tetiği çekse ortalık kan gölü olacaktır... Uyarlayın politik dünyaya, cuk oturuyor.
Meseleleri biliyorsunuz, bir de burada tekrar edip de sütun doldurma çabasına girmem.
Teknik yorumlara girip de hukuku bitirmeden hukukçu da kesilmek istemem.
Son zamanlarda yazdığım yazıları mutlak bir hüküm verip bitiremiyorum.
Sürekli top dolaştırıp tabiri caizse idare-i maslahat yapıyorum. Gerçi çok da haksız sayılmam. Yine de şöyle diyelim: Efendim, Ankaradaki abiler birbirlerini zayıf noktalarından yakaladılar ve bırakmıyorlar. Her iki taraf da sözde doğru şeyler söylüyorlar ama öze bakarsanız söyledikleri doğrular bile hukuk devleti, demokrasi ve laiklik konusundaki yanlış fikirlerini örtemiyor. Yargı, daha fazla bağımsızlık istiyor. Çünkü hükümetten sıyrılıp daha rahat kavga etmek ve Silivri Davasını bitirmek istiyor. Hükümet tarafsız yargı istiyor. Ama İsmailağa Cemaati Davasını yürüten Başsavcıyı telefonla arayıp, etki altına almaya çalışıyor. Yani tarafsız olun ama bizim belirlediğimiz sınırlar içinde...
Haliyle hukuk gibi son derece sarih bir konuda bile anlaşma olmuyor. Ve üretmediğimiz, batıdan transfer ettiğimiz modern hukuku bile kendi köyümüze göre yamultmayı başarabiliyoruz. Türkiye’nin ilerlemesi, kalkınması, sanayi sonrası üretime geçen dünyaya entegre olması, AB’ye girmesi gibi bütün hedeflerin de üstüne çizik atabiliriz.
Çünkü en temel kavramların bile bu şekilde eğip büküldüğü ve oportunist çıkarlara alet edildiği bir yapıda memleketin ileriye doğru hareketlenmesi ve yeni şeylerden bahsetmesi imkansız. Gelecek perspektifimiz olmadığı için sürekli geçmişe atıf yaparak şu an ki yanlış halimizi, başkalarının geçmiş yanlışlarıyla kapatmaya ve meşru kılmaya çalışıyoruz. Bu şekilde de geçmişle bugünün karşılaştırmasını yapıp, ne noktadan ne noktaya geldik, işte değişiyoruz diyenler, modern dönem yanlışlarından post modern dönem yanlışlarına geçtiğimizi farkedemiyorlar. Çağ atlamış yanlışlarımız ise ülkenin demokrat diye addedilen kesimi tarafından doğruya gidiyoruz olarak algılanıyor. (Nereye gittiğimizi söylerdim de RTÜK var, neyse devam...) Kendilerini ulusalcı olarak addedenleri kaale bile almıyorum. Onlar kendi yanlışlarında debelenip dursunlar.
Ama kendisini demokrat olarak addedenler, ister istemez, Ak Parti’nin evrensel demokrasi standartlarını sağlayacağını kerhen veya alenen umuyorlar. Ama şunu hiç unutmasınlar, geçmiş zamanda Pakistan Meclisi’nin onur konuğu olan Başbakan’a, Pakistanlı yetkililer demişlerdi ki: bizim meclisimizde her zaman tek ses çıkar, aykırı bir ses bulunmaz. Başbakan da: “darısı bizim başımıza” demişti. (Domatese, bibere, zihniyete geeeeel) Bakın,iktidar yargı reformundan bahsediyor. Böyle bir kriz çıkmasa umurları bile olmayacak,emin olun. Yani herkes onlara biat ederse, Türkiye’nin hiç bir yanlışını düzeltmeyip aksine o yanlışları kullarak kendilerine oy devşirecekler. Bu memleket geleceğe doğru adım atamaz diyerek aşırı karamsar bir tablo mu çiziyorum ? Hayır efendim, izleyip görelim...
TANJU İLE RIDVAN ARASINDAKİ FARKLAR
1- Tanju koşmaktan hazzetmez, Rıdvan için varsa yoksa depar.
2- Tanju şutun her türlüsünü bilir, Rıdvan çalımın her türlüsünü.
3- Tanju ne Galatarasaylı kabul edilir ne de Fenerbahçeli, Rıdvan tam bir Sarı Kanaryadır
4- Tanju, “KRAL” lakabına bayılır, Rıdvan’ın, “ŞEYTAN” lakabıyla arası limonidir.
5- Tanju, Karadeniz’in haşarı çocuğudur, Rıdvan, Ege beyefendisidir.
6- Tanju futboldan sonra ticareti bırakamadı, Rıdvan yorumculuğu.
7- Tanju, MHP’lidir, Rıdvan CHP’lidir.
Sarp DİRİCAN