|
Emir GÜNEY
18 Şubat 2010 Perşembe
![]() Geçtiğimiz Pazar günü benim de bir parçası olduğum Kadir Has Üniversitesi Spor Hukuku ve Spor Yöneticiliği Sertifika Programı’nda çok değerli katılımcıların olduğu Futbol Ekonomisi Paneli düzenlendi. Moderatörlüğünü spor ekonomisti Mete İkiz’in yaptığı bu panelde, konuşmacı olarak Abdulkadir Kuşin, Hüsnü Güreli, Refik Arkan, Dorukhan Acar ve Tuğrul Akşar katılımcılarla üç İstanbul takımının halka arz modellerini tartıştılar.
Geçtiğimiz Pazar günü benim de bir parçası olduğum Kadir Has Üniversitesi Spor Hukuku ve Spor Yöneticiliği Sertifika Programı’nda çok değerli katılımcıların olduğu Futbol Ekonomisi Paneli düzenlendi. Moderatörlüğünü spor ekonomisti Mete İkiz’in yaptığı bu panelde, konuşmacı olarak Abdulkadir Kuşin, Hüsnü Güreli, Refik Arkan, Dorukhan Acar ve Tuğrul Akşar katılımcılarla üç İstanbul takımının halka arz modellerini tartıştılar. Bu panelin en önemli özelliği ise panelistlerin üçünün (Abdulkadir Kuşin- Fenerbahçe, Hüsnü Güreli-Beşiktaş ve Refik Arkan-Galatasaray) İstanbul kulüplerinin halka arz sürecini bizzat yönetmiş olmalarıydı. Bu üç değerli panelistin yanlarında ise Türkiye’nin en önemli futbol ekonomisti olarak gösterebileceğim Tuğrul Akşar ve araştırmalarıyla kulüplerimizin futbol endüstrisindeki yerini daha iyi anlamamızı sağlayan Dorukhan Acar ve Mete İkiz vardı. Panelistlerin yorumladığı üç İstanbul kulübümüzün halka arz modellerini ikiye ayırabiliriz. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın kullandığı Sportif AŞ-Futbol AŞ modeli ve Beşiktaş’ın kullandığı İngiliz modeli. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın kullandıkları modelin temelinde iki ayrı şirket vardır. Bu modele göre halka arz edilen şirket olan Futbol AŞ’lerde sadece gelirler gözükmekte ve bu sayede her sene pay sahiplerine ciddi temettüler ödenmektedir. Sportif AŞ’ler ise kulübün tüm gider yükünü içinde bulundurmaktadırlar. Tuğrul Akşar’ın da panelde de belirttiği gibi böyle bir model dünyanın hiçbir yerinde bulunmamaktadır. Çünkü sadece geliri veya sadece gideri olan bir şirket düşünülemez. Ancak Fenerbahçe ve Galatasaray’ın bu modeli kullanması da boşuna değildir çünkü sene sonunda temettü garantisi veren, yani kâr edeceği garanti olan bu tür şirketlerin (Futbol AŞ’lerin) hisseleri borsada yüksek rakamlarda satılmaktadırlar. Bu şekilde de kulüpler ciddi fon sağlamış oluyorlar. Futbol AŞ’lerin kısa vadede fon sağlamaları ciddi bir avantaj sağlıyor gibi görünse de, aslında bu fonların kulüplere büyük mali yükler getireceği de aşikârdır. Basit bir örnek ile açıklayalım: Yılsonunda temettü dağıtmayı ana sözleşmesine koyan Futbol AŞ’ler, Sportif AŞ’lerden fon sağlama amaçlı borç almaktadırlar ancak Türk Ticaret Kanunu’na göre verilen bu borçlara faiz uygulanması gerekmektedir. Yani aslında kulüp içinde el değiştiren paraya hem faiz, hem de bu faiz için devlete vergi ödenmektedir. Bu durumda da zaten ciddi miktarlarda giderleri (oyuncu ücretleri ve kulüp giderleri) olan bu iki takımımıza ekstra mali yük oluşmaktadır. Kısa vadede ciddi fon sağlayan bu modelde uzun vadede çöküş kaçınılmaz olacaktır. Beşiktaş’ın ve İngiltere’deki birçok kulübün kullandığı modelde ise Sportif AŞ tek başına gelirleri ve giderleri ile halka arz edilmektedir. Bu durumun avantajı yukarıda bahsettiğimiz ek ödemelerin bulunmaması ve mali anlamda yönetimin daha kolay olmasıdır. Ancak bu modelde de ciddi bir sportif başarı olmadığı ve gelirler ciddi şekilde artmadığı takdirde devamlı olarak zarar edilmektedir. Devamlı zarar eden bir kulübün de halka arzdan ciddi bir gelir kaynağı sağlaması olası görünmemektedir. İngiliz kulüplerin bu modeli kullanması tabi ki Beşiktaş’a göre daha avantajlıdır çünkü her ne kadar Premiership’teki kulüplerin giderleri Süper Lig’deki kulüplerimizden fazla olsa da, özellikle yayın gelirleri ve sportif başarı sayesinde elde edilen gelirler de ülkemize göre katbekat fazladır. Sonuç olarak üç İstanbul kulübümüz de kullandıkları modellere bağlı olarak gelir ve gidere sahiptirler. Panelin sonunda oluşan genel kanı ise hangi modelin daha iyi olduğundan çok, bu modellerin nasıl yönetildiğinin ön plana çıkarılması gerektiğidir. Tuğrul Akşar’ın panelde sarf ettiği şu sözlerle yazıyı noktalayalım: “Futbol endüstrisini normal ekonomi teorileriyle inceleyemeyiz. Çünkü bir futbol kulübü ciddi şekilde başarısız olsa da, taraftarlar forma almaya, maçlara gitmeye ve takımlarını desteklemeye devam edeceklerdir. Bu durumun hızla batmakta olan bir şirkete devamlı yatırım yapılması ve destek olunması gibi görebiliriz… Futbol endüstrisinde mali başarıyı yakalamak için öncelikle sportif başarı sağlanmalıdır. Sportif başarıdaki istikrar ve doğru yönetim, mali başarıyı da beraberinde getirecektir. Eğer bu mali denge sağlanabilinirse, o takımın marka değeri yükselir ve ekonomisi büyür.” EMİR GÜNEY Makalenin yorumları ---
|
|
||
|